ANKARA HABER DETAY SAYFASI

"Bu millete kefen biçenin sonu hep hüsran olmuştur"

  • 27.11.2017, 17:31:28
  • POLİTİKA
  • ANKARA
  • IHA
bu-millete-kefen-bicenin-sonu-hep-husran-olmustur
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tarih boyunca bu millete kefen biçenin sonu hep hüsran olmuştur, şimdi de öyle oldu. Bize dışarıdan saldırmayı göze alamayanların içimizden devşirdikleri hainlerin sonu da hep hüsran olmuştur. Bu milletin mayası sağlam" dedi.

Ankara Ticaret Odası tarafından düzenlenen Ankara’nın En’leri Ödül Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 15 yılda geldiği ekonomik noktayı değerlendirdi. Erdoğan, “Birilerinin faiz anlayışına katılmıyorum” diyerek, yüksek faiz oranlarına dikkat çekti.



“HİÇBİR ZAMAN SÖMÜRGECİ OLMADIK”

4 yıllık bir aranın ardından yeniden ATO’nun ödül törenine katıldığını belirten Erdoğan, ödül almaya hak kazanan firmaları, iş adamlarını tebrik etti. Erdoğan, “ATO da FETÖ’nün tacizleri altında sıkıntılı bir dönem geçirdi. O günler geride kaldı. ATO, Ankaralılara, Ankaralı iş adamlarına hizmet veren bir kurum olarak çalışmalarını sürdürüyor. Odamızın yönetiminin şehrini, ülkesini ve milletini seven tüm kesimleri bir araya getiren çoğulcu yapısı ile sürdürdüğü mücadeleyi, ortaya koyduğu gayretleri yakından ve takdir ile takip ediyorum. Ankara’nın sadece bürokrasinin değil, aynı zamanda üretimin, girişimin, ihracatın, verginin de iddialı şehri olduğunu ortaya koyan sizlere şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.

Güçlü ekonominin güçlü devlet demek olduğunu söyleyen Erdoğan, “Ekonomisi güçlü olmayan devletlerin alt yapı yatırımları da diğer hizmetleri de milleti memnunun edecek düzeyde olamaz. Böyle bir devletin güçlü bir ordu kurması da mümkün değildir. Ekonomi nasıl güçlü olacak, bunda elbette devletin izlediği politikaların rolü çok büyüktür. Siyaset her alanda olduğu gibi ekonomi konusunda da belirleyicidir. Ekonomi asıl gücünü milletten alır. Milletin çalışkanlığı üretimi, gayreti ile ortaya çıkan katma değerin bir bölümü devletin hazinesine gider. Bununla da devlet temel görevlerini yerine getirir. Geçmişten bu güne her devletin başka gelir kaynakları da olmuştur. Kimi ülkeler petrol ve doğalgaz gibi yer altı zenginlikleri, kimi değerli madenleri ile ekonomisini güçlendirmiştir. Günümüzde farklı biçimlerle, farklı şekillerle de bu tür süreçler işliyor olsa da eskiden en vahşi hali ile yürütülen sömürgecilik de önemli bir zenginlik kaynağıydı. Amerika’dan Afrika’ya, Avustralya’dan Asya’ya kadar pek çok kıta sömürgeci devletlerin pençesinde soyulup soğana çevrilmiştir. Sadece yer altı veya yer üstü zenginlikleri ile değil, insan kaynaklarıyla da sömürülen ve katledilen bu kıtaların asli sahipleri hala toparlanamadı. Ziyaretlerimde görüştüğümde o ülkelerin devlet başkanları ‘Gelirlerdi, uçaklarla bizim altın, elmas neyimiz varsa alır götürürlerdi, hiçbir şey vermezlerdi’ derlerdi. Bugün bunun en büyük bedelini ödeyen kıta Afrika’dır. Bir de bizim ecdadımızın yaptığı gibi, sömürge değil, gaza olarak gerçekleştirilen fetihler vardır. Bizim medeniyetimizde ve kültürümüzde fethedilen yer sömürülecek değil, tam tersine ihya edilecek, inşa edilecek yerlerdir. Balkanlar’a, Kuzey Afrika’ya bakın bunu görürsünüz. Bizim onlara miras olarak bıraktığımız bu eserleri bile onlar koruyamamışlardır. Balkanlar’ı fetheden ecdadımız ele geçirdiği zenginlikleri başka yere götürerek orada kendine refah düzeni kurmaya çalışmamıştır. Tam tersine tüm birikimi, tüm emeğini bu coğrafyaya vermiştir. Aliya İzzetbegoviç, ölümünden bir gün önce kendisini ziyaret ettiğimde ‘Tayyip, evladım burası evladı Fatihandır, sakın ha buraları ihmal etmeyin.’ Biz zaten Balkanlarda tarumar olmuş eserleri, camileri, köprüleri, kervan sarayları yeniden ihya ettik, yeniden inşa ettik. Biz kullanmıyoruz, oraya bırakıyoruz. İstanbul’u fetheden ecdadımız Ayasofya’yı yıkmayı aklından bile geçirmemiştir. Bunun yerine asırlar önce aynı şehirde çok daha büyük, çok daha görkemli eserler inşa etmek için çalışmıştır. Ankara’da Osmanlı döneminin eseri Hacı Bayram Veli Cami ile Roma döneminden kalma Augustus Tapınağı’nın duvar duvara asırlardır ayakta kalmasının sebebi de aynıdır. Yakında İstanbul’da Fener Balat arasında Demir Kilise vardır, o kiliseyi biz ihya ettik. Bu ay içinde Bulgaristan Başbakanı ile açılışını yapacağız. ‘Parasını ver de yapalım’ yok, biz yaptık. Geçtiğimiz aylarda ziyaret ettiğimiz Belgrat, yıllarca Osmanlı’nın Balkanlar’daki en önemli yönetim merkezi olarak hizmet vermiştir. Bu şehirdeki kimi rivayetlere göre 300, kimi rivayetlere göre 500 cami ve mescitten bugün sadece 1 tanesi ayakta kalabilmiştir. Binlerce yıllık bir geçmişten değil, sadece 2 asırlık yakın bir tarihten söz ediyoruz. Bir gaza kültürü ile dünyanın büyük bir bölümünü fethetmiş bir milletiz ama hiçbir zaman sömürgeci olmadık. Bugün yaşadığımız topraklarda kayda değer kıymetler, yer altı ve yer üstü zenginliklerimiz bulunmadığı gibi sömürgecilik ürünü kanlı bir birikim de söz konusu değildir. Ülke ve millet olarak ne yaptıysak alın teri ve bilek gücü ile yaptık. Bunun için yediğimiz her lokma eyvallah helaldir. Ahi Evran’ın en güzel ifadeleri ile ‘eline, diline, beline sahip olmayı, kalbini, kapısını, alnını açık tutmayı’ öğütleyen bir medeniyetin bizleri başka bir yola çıkarması mümkün değildir. Belki zahirde doğal kaynak veya sömürgecilik düzeni sayesinde emeksiz kazanç sağlayanların biraz gerisinde kalmış görünebiliriz. Aslında onların fersah fersah ilerisindeyiz. Çünkü o kaynaklar bir gün bitecek, o sömürge düzeni bir gün çökecek. Ama bizi bin yıldır ayakta tutan kültürümüzün ve medeniyetimizin gücü hep devam edecek. Onun için maziden atiye kuracağımız güçlü köprü sayesinde sırtımız anlı geçmişimize, yönümüzde aydınlık geleceğimize dönük olacaktır. Ankara bu kültürün en önemli merkezi olmayı sürdürmek zorundadır. Buradan taviz veremez. Ticaret Odamızın yönetiminde bu kararlılığı görüyorum. Ticaret Odamızın birliğini, beraberliğini, dayanışmasını çok önemsiyorum. Sizi bölmek, parçalamak isteyenler olabilir, bunlara sakın fırsat vermeyin. Çünkü buralar artık bir FETÖ darbesi daha asla yememeli. Türkiye’nin geçtiğimiz 15 yıllık Rabbimin ihsanı sayesinde milletimizle el ele vererek ülkemizi her alanda baştan sona yatırımlarla ve hizmetlerle donattığımız bir dönem oldu. Yakın geçmişimizi çok çabuk unutuyoruz. Bugün ‘döviz üç kuruş yükseldi, akaryakıt 2 kuruş arttı, enflasyon yarım puan fazla çıktı’ diye karalar bağlayanlar, ancak 15 yıl öncesinin, 20 yıl öncesinin Türkiye’sini bilmeyenler olabilir. Ülkemiz ekonomisinin bir gecede yerle yeksan olduğu, dövizin 3-5 kuruş değil, 5-10 kat arttığı günlerden biz buralara geldik. Bütün bunları konuşuyorsunuz da 1 doların 7 bin 500 liralara çıktığı günleri niye konuşmuyorsunuz. Buralardan işi nerelere çektik. Biz şu anda güçlüyüz” şeklinde konuştu.



“2023 YILINA KADAR 65 YENİ OSB KURARAK, BURALARDA 1 MİLYON YENİ İSTİHDAM HEDEFLİYORUZ”

15 yıllık ekonomik verilere ilişkin rakamlar veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin toplam milli gelirini göreve geldiğimizde 236 milyar dolardan almıştık. Şu anda 853 milyar doları çıkarttık. Az bir gayretle 1 trilyon dolara ulaşabilecek durumdayız, hedef şimdi orası. Kişi başına milli gelirimiz 3 bin 500 dolardı, şimdi 11 bin dolar. Milli gelire göre dünyanın 17., satın alma kalitesi ile hesaplandığında ise dünyanın 13. büyük ekonomisine sahibiz. Hedefimiz 10 büyük ekonomi arasına girmek. Bizim en çok önem verdiğimiz alanlardan olan istihdam konusunda aslında ciddi başarımız var. 2005 yılında 19,6 milyon olan istihdam edilen kişi sayısı bugün 28,8 milyona çıktı. Şimdi aklımıza, ‘Peki öyleyse işsizlik oranımız niye hala çift haneli rakamlarda geziyor’ diye bir soru gelebilir. Kadınların ve gençlerin işgücüne katılımı öylesine yüksek seviyelere ulaştı ki, 9,2 milyon yeni istihdam oluşturmamıza rağmen istihdam oranımızı henüz istediğimiz seviyeye çıkartamadık. Bu durum ülkemiz için bir zaaf veya bir sorun değildir. Tam tersine kadınların ve gençlerin işgücüne katılımının yükselmesi bizi daha güçlü kılmıştır. Ülkeyi yönetenler olarak bizim görevimiz daha çok istihdam sağlayacak politikalar geliştirip uygulamaktır. 2023 yılına kadar 65 yeni OSB kurarak, buralarda 1 milyon yeni istihdam hedefliyoruz. Şu anda sayıları 800’e ulaşmış olan ar-ge ve tasarım merkezlerinin sayısını önümüzdeki yıl sonuna kadar bir 200’e kadar ulaştırarak istihdamın niteliğini de yükselteceğiz. Esnaf ve sanatkarlarımızla ilgili sicil affından ÖTV istisnalarına, prim ve kredi desteklerinden mesleki eğitime kadar her alanda çok önemli düzenlemeleri hayata geçirerek bu alanda güçlü bir alt yapı oluşturduk. Mesela ihracat, son günlerde güzel haberler aldığımız bir alan. Bir ara 152,5 milyar dolara kadar çıkardığımız ihracatımız yaşanan olumsuzluklar sebebiyle geçtiğimiz yol 142,5 milyar dolara kadar geriledi. Şimdi orada da bir rekora doğru gidiyoruz. Ekim ayı itibariyle yıllık ihracatımız bir önceki döneme göre 15 milyar dolarlık artış ile 154,2 milyar doları buldu. Öyle hesap ediyorum ki 2017 ihracatının 155 milyar doların üzerine çıkması muhtemeldir. Buna karşılık ithalatımız hala bir önceki dönemin 23 milyar dolar gerisinde seyrediyor. Demek ki, daha önce ithal ettiğimiz ürünlerin önemli bir kısmını artık kendimiz yapıyor, hata bunları ihraç edebiliyor hale geldik. Turizmde de aleyhimizde yürütülen tüm kampanyalara rağmen kayıplarımızı önemli oranda telafi ettik. Eylül sonu itibariyle 2017 yılında turist sayısında 25 milyonu, turizm gelirinde ise 20 milyon doları geride bıraktığımız bir sezon yaşıyoruz. Yeniden 30 milyon doların üzerine de çıkacağız. Daha önce 36 milyon turist ve 34 milyon dolar bir gelire ulaşmış bir ülke olarak bu alanda daha kat etmemiz gereken çok mesafe olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullandı.



“İÇİMİZDEN DEVŞİRDİKLERİ HAİNLERİN SONU DA HEP HÜSRAN OLMUŞTUR”

Döviz kurlarında son günlerde görülen suni şişkinliğin kısa sürede ortadan kalkacağını belirten Erdoğan, faizlerin ekonomide en çok mustarip olduğu alanı oluşturduğunu belirterek, “Katılmıyorum buna ben. Birilerinin faizdeki anlayışına katılmıyorum. Mevduat hesaplarına girecek olanlar bilesiniz ki faiz yarışı ile girmeyecekler, onlar da güven esaslı yarışa gireceklerdir. En güvenli olan yerler neresi ise vatandaş gelir parasını oraya yatırır. Görüldüğü gibi 4-5 yıldır maruz kaldığımız onca saldırıya, tuzağa ve ihanete rağmen hala dimdik ayakta bir Türkiye ve ekonomisi vardır. Milletimiz, şartlar ne olursa olsun devletine de ekonomisine de sahip çıkmıştır. Geçmişte 3-5 milyar dolarlık spekülasyonlarla Türk ekonomisini eseri alanlar, şimdi bunların 20 katı saldırılarla yine netice elde edemiyorlar. Çünkü artık eski Türkiye yok. Ne terör örgütleri ile dize getiriliriz ne silah gibi kullanan ekonomik saldırılara boyun eğeriz ne kirli operasyonlara eyvallah ederiz. Tarih boyunca bu millete kefen biçenin sonu hep hüsran olmuştur, şimdi de öyle oldu. Bize dışarıdan saldırmayı göze alamayanların içimizden devşirdikleri hainlerin sonu da hep hüsran olmuştur. Bu milletin mayası sağlam. İhanet tohumları bizde kök salamaz. Ne kadar boyana da cilalansa da milletimiz kimin ne olduğunu bir bakışta anlar” dedi.



“HERHALDE AKYURT OLMAYACAK“

Ankara’da yapılması planlanan fuar alanına ilişkin konuşan Erdoğan, “Hep konuşulan ama mesafe alınmayan fuar alanı meselesini de bu dönemde bitireceğiz. Sayın Belediye Başkanımızın, Oda Başkanımız, TOBB, hep birlikte bu adımı atarak, hiç gecikmeden, söz aldım arkadaşlardan, hiç gecikmeden, 1 yıl içinde bu fuar alanının bitirilmesidir. Bu fuar alanı Ankara’ya ciddi bir renklilik katacaktır” diye konuştu.

Bir katılımcının “Akyurt seninle gurur duyuyor” diye bağırmasının ardından “Herhalde Akyurt olmayacak“ diye cevap verdi. Erdoğan, “Yaptığımız proje çalışmaları çok daha verimli bir yeri farklı yerde getiriyor. Akyurt fakir kalmayacak merak etmeyin, oraya da çok zengin bir proje gelecektir” dedi.

Programın sonunda ATO Başkanı Gürsel Baran’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye ettiği tablo, salonun üstünden vinç ile indirildi. Tablonun İpekyolu’nu anlatan bir resim olduğu belirtildi.

(Derya Yetim / İHA)